1987 Siirt doğumlu olup 1992’den beri İstanbul’da ikamet etmektedir. İstanbul’un en güzide ilçelerinden biri olan Fatih’te, İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisede almış olduğu eğitimini, ak... [Devamı]

Ali Kamer hakkında

1987 Siirt doğumlu olup 1992’den beri İstanbul’da ikamet etmektedir. İstanbul’un en güzide ilçelerinden biri olan Fatih’te, İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisede almış olduğu eğitimini, akademik seviyeye getirmek için 2008-2009 yılları arasında Üsküdar'da İlahiyat Araştırmaları Derneği (İLADER)'nden eğitim alarak Anadolu Üniversitesi İlahiyat Önlisans’tan mezun oldu. Daha sonra toplumsal sorunları ve bunun çözüm yollarını farklı açılardan kaleme alıp Türkiye’ye çok önemli eserler veren Cemil Meriç, İsmet Özel ve diğer birbirinden değerli yazarların fikir dünyalarından etkilenerek; “Kim bilir, belki de ileri ki yıllarda toplumsal sorunların çözümü için bizlerin de akademik olarak bir nebze olsun katkımız olur!” temennisiyle Sosyoloji okumaya karar verir ve şu an ise Anadolu Üniversitesi’nde Sosyoloji okumaktadır. Aynı zamanda; "Pamuk Dede'den Hikâyeler, Evliyalardan Çocuklara Güzel Ahlak Hikâyeleri ve Kırk Seçkin Veliden 40 Keramet" adlı kitaplarda editörlüğü bulunmaktadır. Kendisi, edebiyatın tek başına değil; ancak sosyolojik bir bütün içerisinde ele alınırsa insanlara çok önemli farklılıklar katacağına inanmaktadır.

“Hak arayan varsa hakkını verin! Baş kaldıran varsa, başını kesin!”

 

“Hak arayan varsa hakkını verin!  Baş kaldıran varsa, başını kesin!”

full-moon

Türkiye’de huzur bozmak isteyen terörist rüzgar, önceki gün bir savcımızın odasında esti. İki yavrusuna ekmek götürmek için her gün koşup gittiği kapıdan, onun cansız bedenini çıkardılar. Şehidimizi ahire uğurladığımız anlarda, televizyon başında cenaze törenini izleyen anneciğim sık sık; “Haksız yere öldürdüler bu yiğit vatan evladını… Yazık değil mi?” diye ağlayarak katillerine beddualar ediyordu. Aklıma aklın ve düşüncenin sultanlarından Sokrates geldi.

Yıl M.Ö. 399… Yer Atina. O devrin halkının yanlış koşullanmalardan dolayı, toplumun kalbine bir kuşku tohumu ekmeye çalışan Yunan düşünürleri  içinde Sokrates’te var. İstek ve tutkularını ilah edinen insanlara hakkaniyetli fikirlerini aşılamaya çalıştığı için ölüme mahkum ediliyor. Suçu şehrin tanrılarına inanmamak.  Onun yerine Yaratan Tek Tanrı düşüncesini, genç Yunanlılara kabul ettirmeye çabalamak. Zalimler; “Gençlerimizi zehirledi.” diyorlar. Sokrates idam cezasının infazını beklerken, eşi; “-Haksız yere öldürülüyorsun.” diye ağlamaya başlayınca mazlum filozof kızıyor. “Ne yani? Bir de haklı yere mi öldürülseydim?”

* * * * *

Devletin kıymetli savcılarından biri katlediliyor. Oğlunun ve babasının adı Muhammed.  Kendisinin ismi Mehmet. İmanlı yüreği, dürüstlüğü, hakim olarak hakkaniyetli kararlarıyla tanınmış. Adı bilinçsiz seçilmemiş besbelli. Terzilik yaparak hem hayatını kazanmış, hem de hukuk tahsili yapmış. Mesleğine, evine, çocuklarına ne emekler harcamış yıllarca… Beyinleri kendi intiharlarını göze alacak kadar kötü ideallerle yıkanmış, yollarını şaşırmış iki genç tarafından öldürülüyor. Vahim olayın ardından kendilerini aydın olarak vasıflandıran karanlık ruhluların, katillere sahip çıkmaları inanılır gibi değil. Şu twetlerde yazılan hezeyanlara bakınız Allah aşkına!.. “Adliyedeki eylemciler ISID militanı olsaydı, emin olun kıllarına bile zarar gelmezdi. Devletin malum fıtratı o.” “Bu eylem nasıl biterse bitsin, çıkarılacak ders var! Çocukları vurmayın, annelerini yuhalatmayın.”

Kendilerine aydın demişler. Çevresini her daim aydınlatan, yazan, çizen, çok okuyup, fikir üreten anlamında. Güya kendilerine biçtikleri tanım bu ya.. Birtakım sürrealist düşüncelerini habire topluma dayatmaya çalışmışlar senelerce. Yazardan, sanatçıdan bozma sürüler kalabalığı. Rahat koltuklarında, şezlonglarında içkilerini yudumlarken, ellerine molotof verdikleri, bellerine bomba sardıkları çocukları sokaklara salmışlar. Hakikatte kendi zekalarını dahi kullanmaktan aciz halde makam, şöhret, para peşinde aydıncılık oynamışlar. Şimdilerde de hala o kandırdıkları çocukların, gençlerin parçalanmış bedenleri üzerinden siyasi rant sağlama derdindeler. Tek sermayeleri katillere, hainlere sahip çıkıp, halka devleti düşman tanıtmak. Aslında günümüzdeki planlı suikastlere, terör cellatlığı yapan kişilere şahit oldukça, insan düşünmeden edemiyor. Aynı milletin evlatları, neden diğerine böylesine zulmeder diye? Ama zalimlerde mantık ne gezer? Stalin’in karısı Nadiejda’yı aklınıza getirin. Eşinin zalimliklerine dayanamayıp, utancından intihar ettiğinde, Stalin nasıl kızmış ardından. “Benden izin almadan nasıl intihar eder?” diye.

Hatırlayınız. 2012’de Elif Sultan Kalsen, canlı bomba olmadığını anlatmak için ekranlara çıkmıştı. Halbuki Sultanahmet’te bir polisimizin şehit olduğu olay günü kaçan militanlardan biri olarak adı emniyet tarafından tespit edilmişti. Malum medyada ki aydıncıklar, bu kadına devlet birimlerince mağdur edilen öğrenci diye sahip çıkmışlardı. Resmi raporlarla devlete ihaneti sabitlenmiş bu kadın, bir süreliğine cezaevinde tutuklu kaldı. Bu kez de ana muhalefet partisi CHP hazırladığı 2012 Nisan Ayı İnsan Hakları İhlalleri Raporunda onu mağdur olarak taktim etti. Dün bu mağdur(!) kız da, belindeki bombayı patlatamadan polis tarafından öldürüldü. Onun kaldırımlar kenarında ölmüş cesedini görünce, bu kez de yine bir Sultan sözü zihnimdeydi. Padişah II Abdülhamit Han’ın cümleleri; “Hak arayan varsa hakkını verin! Baş kaldıran varsa, başını kesin!” Mekanı Cennet olsun.

* * * * *

Son günlerde sosyal medyada rastladığım en özlü sözler sanatçı ruhlu bir dostumuza ait. Sanki tüm anlattıklarımın kısa ve net özeti gibiler. Değerli arkadaşım Muammer Ulutürk’ün, gelişen kötü hadiseler ve rahmetli savcımız Mehmet Selim Kiraz için köşesine düştüğü not şu; “Mesela bazıları şehit savcının ailesine başsağlığı dileyemez. Terörü lanetliyemez. Onun yerine kedi der, trafo der… Devlet savcıyı koruyamadı der. Hiç kimse ölmeyebilirdi der. Terörist diyemez. Eylemci der. De get!.. Mesele Berkin, merkin değildir. Hikaye çok eskidir. Nur içinde yat memleket evladı! Ailene şefaatçi olasın.”

Bir tarafta aydıncıkların köhne, zalimane hayallerinin tahakkuku için sokaklarda kanlar içinde yatan Elvan’ların, Kalsen’lerin uğruna bile isteye intihar ettikleri kahpe sinsice mücadele var. Diğer tarafta makamında kandırılmış çocukların öldürenini aramak için çabalarken, hunharca şehit edilmiş bir savcının onuru söz konusu. Hangi cenah tercihiniz? Kalbinize sorun!..                                                                                                           

—————————————
'Sitemizde yazılan tüm yazılar Bizimedebiyatimiz.com yazarlarına aittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.'

8.994 views

Bu yazı Deneme kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.