Fatma Sibel Şahin

Doğdu. Önce ağlamayı öğrendi, sonra konuşmayı. Yürümeyi öğrendi ardından bakkala gitmeyi. Okula gitmek boynunun borcuydu. Bakkaldan sonra okulun yolunu da öğrendi. Okul yolunu bilmeden iki yıl önceydi. Gazetele... [Devamı]

Fatma Sibel Şahin hakkında

Doğdu. Önce ağlamayı öğrendi, sonra konuşmayı. Yürümeyi öğrendi ardından bakkala gitmeyi. Okula gitmek boynunun borcuydu. Bakkaldan sonra okulun yolunu da öğrendi. Okul yolunu bilmeden iki yıl önceydi. Gazetelerde gördüğü harfleri duvara çizdi. Çizgili kâğıtlara mektup yazmayı öğrendi annesinden, henüz okuma yazmayı bilmezken. Dört yaşında İstanbul’u gördü ve onun aşkına tutuldu. Tam on dört yıl âşık olduğu şehrin hasretiyle yandı, tutuştu. İstanbul’a öğrenci olarak gitmesi gerektiğini biliyordu. Tam on dört yıl da İstanbul’da tutuldu. Bu dönemde iki ayrı üniversitede okudu. Biraz çalıştı, biraz aylaklık yaptı. Gün oldu İstanbul’dan gitmek istedi, bohçasını toplayıp giderken Beşiktaş’ın deniziyle göz göze geldi. Deniz: “Gitme!” dedi. Bu sevda beş yıl daha devam etti. Şimdi Türkiye’nin en kara şehrinde; üçüncü üniversitesine devam etmekte. Yazmak mı? Abasıyanık’ın dediği gibi “yazmazsa çatlayacağını” bilmekte… Sesini duyurmayı denemekte, denemekte…

Javer Mi Jean Valjan Mı

İnsanı bir romanı okumaya motive eden faktörlerin başında şüphesiz kahramanları gelir. Bir roman kahramanı, çok sevildiği için yahut kendimize çok yakın hissettiğimiz için kitabı okunur kılabilir. Sefiller de dünyaca ünlü çok okunmuş çok tanınmış eserlerden biridir. Sefiller'i yüz elli yıldır canlı tutan şey, insanın temel acılarını seçilmiş kahramanlar üzerinden güzel bir kurguyla okuyucuya sunmasıdır.

Kitabı okuyan çoğu insan, Jean Valjan'a önce acır, sonra hayranlık duyar ve en sonunda onu tüm işlerini bitirip de ölmeye hazır görünce huzura kavuşur. Hepimiz Jean Valjan'ızdır. Çaldığı bir ekmek için 19 sene kürek mahkumluğu yapması onu bizim gözümüzde aziz mertebesine yükseltir. Ama her insan hatalarından sorumludur ve her zaman bunun peşini bırakmayacak bir polis olacaktır.

Kusur varsa insandadır, devlet mutlak doğruyu temsil eder ve devletin uygulayıcıları bu mutlak doğru üzerinde hedefine yürüyenlerdir. Javer, bir mahkûm çocuğu olarak suçlular arasında büyümüş, suçun insana getirdiği negatif ayrımcılığı küçük yaşta öğrenmiştir. Çevresinden aldığı eksik taraflarını kompanse etmenin tek yolu karşı cepheye geçmektir. Mahkum hayatının sefilliğini görmüş, sefil olmamak için yargı taraftarı olmuştur.

Göze çarpan özelliklerden birisi Javer'in adalete ve doğruluğa kayıtsız şartsız bağlılığıdır. Ama acaba bu bağlılık gerçek bir adalet anlayışı mı yoksa mutlak iyiliğe duyulan özlemle beraber muktedir olanın doğru olması gerektiği inancı mıdır? Evet Jean Valjan suçludur ama birçok kereler iyilik yapmış ve hatta Javer'in canını bağışlamıştır. Yine de bu durum onu devletin gözünde temize çıkarmaz çünkü suç işlemiştir. Bir ekmek hırsızlığının cezasını 19 senede ödemiş, bilinçli olarak çalmadığı halde iki meteliğin cezasını çekmesi için kalan bütün ömrü boyunca izlenmiştir.

Javer'in en hatalı olduğu nokta mutlaklığı aramasıdır. Ona göre kötü biri hep kötüdür. Fantin kötü, Jean Valjan kötü… Devlet mutlak iyiliği temsil eder, bu sebeple kötülerin toplumda bulunması devletin iyiliğini zedeler. Ama devlet mutlak iyiliği tahsise uğraşmaz, sadece var olan iyiliği kötülükten ayırt etmeye uğraşır.

Kitap boyunca karşımıza bir yığın sefalet çeken insan çıkar, bu insanların durumunda toplumun etkisi büyüktür. Sefalet çeken insanların suça yönelmesi mukadder ama o insanların geri kazanılması için çaba göstermek de devletin asli görevidir.  Burada karşımıza çıkan şey suçun önlenmesi değil, suçlunun yok edilmesi halinde suçun varlığının ademidir.

Devlet mutlak iyiliği temsil ederken kötülüğü düzeltme eğiliminde değil, kötüleri yok etme eğilimindedir. Javer, annesinin suçlu oluşundan duyduğu azabı örtmek için suç ve suçlu fikrine karşı olmuş, kendini böylece suçtan uzaklaştırmıştır.

Peki kendi hayatımızda biz gerçekten kimi temsil ederiz, suçlu ama pişman Jean Valjan mı yoksa Javer mi? Açıkçası Javer hayatımızda ötekini temsil eder; o hep bir başkasıdır; yargılar, hükmeder, affetmez. Merhamet hissini kaybetmiş insanlar bize Javer'i hatırlatır, çünkü biz bu hayatta hep ezilen hep küçücük bir hatası yüzünden ömür boyu çile çeken yığınlar gibi düşünürüz kendimizi. Javer'in intiharında buruk bir sevinç yaşayıp “Oh Jean Valjan nihayet kurtuldu!” diye düşünmemiz bundandır. Mağdurluğumuzla mağmur halimizden sıyrılıp karanlık tarafımıza bakmak bizi korkutur oysa. Karanlık tehlikelidir; Javer karanlıklara gizlenir, Jean Valjan'ı takiptedir, bir dilenci kılığında veya güçlü bir kanun adamı olarak. İçimizde karanlık yerlere girmeyiz çoğunlukla, içimizin karanlığı kapalı kapılar ardındadır. Hiç düşünmeyiz ki şimdiye kadar etrafımızdaki kaç Jean Valjan için hayatı zorlaştırmışızdır. Kaç Fantin bizim gaddarlığımız sebebiyle ölüm döşeğinde gözü açık gitmiştir.

Hakikatte ise hayatta hem Jean Valjan hem Javer birliktedir. İnsan aynı anda hem iyiyi hem kötüyü hem suçluyu hem cezalandırıcıyı içinde taşır. Olayları değerlendirişimiz bizi bir duruma daha yakınlaştırır.                        

—————————————
'Sitemizde yazılan tüm yazılar Bizimedebiyatimiz.com yazarlarına aittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.'

51 views

Bu yazı Deneme, Edebiyat, Genç Edebiyat kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.