Şenol Tombaş,01.11.1975’de Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu. Liseyi “ Sosyal Bilimler” alanından bitirdi. Anadolu Üniversitesi Radyo ve TV. Prg. Okudu. Anadolu Radyo’da “Halk Edebiyatı” programını hazırlayıp sundu... [Devamı]

Şenol Tombaş hakkında

Şenol Tombaş,01.11.1975’de Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu. Liseyi “ Sosyal Bilimler” alanından bitirdi. Anadolu Üniversitesi Radyo ve TV. Prg. Okudu. Anadolu Radyo’da “Halk Edebiyatı” programını hazırlayıp sundu. Bir süre “Elif” dergisinde çalıştı. Bilge Kültür Sanat Yayınevi’nde editörlük yaptı. Yaklaşık on beş yıldır-yazı atölyelerinde-yazı türlerini inceleme ve teknik çalışmalarda bulundu. Bilhassa“öykü” merkezli çalışmalar yaptı. Yazar, Beyoğlu Belediyesi “Turabibaba Kütüphanesi’nde ve Kültür Bakanlığı’na bağlı “Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi”nde ve İSMEK’te,“ Yazarlık Atölyesi” hocalığı yapmaktadır. İki ayda bir yayınlanan; Halk Edebiyatı Dergisi’nin imtiyaz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni’dir. Yazarın, ilk öykü kitabı “ Bu Bahar Sonbahar” Çağrı Yayınları’ndan neşredilmiştir. Diğer kitapları: “Aynaya Yazılan Mektuplar”(hikâye) ve “Kibirli Güneş” (masal) “Halk Edebiyatı Dergisi Yayınları’ndan çıkmıştır. Ayrıca Tuna Yayınları’ndan neşredilmiş Osmanlı Tarihi üzerine de yazmış olduğu eserleri bulunmaktadır; sırasıyla: Safiye Sultan’ın Murad’ı(roman) Boğdurulan Şehzadeler(hikâye) Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Selim, Sultan II. Abdülhamid/ senoltombas@hotmail.com www.senoltombas.com www.halkedebiyatidergisi.com www.bizimedebiyatimiz.com

Kurşun Geçirmez Düşlerim Var Benim

Kurşun Geçirmez Düşlerim Var Benim

h

Kurşun  geçirmez düşlerim var benim; hiç uyanmayan uykularım da olmalı… Sorma, nasılım, neredeyim, kalbin gerçeklerden bihaber senin. Üç aylık çocuğun ayakları gibi tekmeliyor gönlümü hicranın. Kim bilir, neler doğacak bu sancının peşinden. Alışacaksın, alışacaksın, her şeye alıştığın gibi. Elbet hatıralar ağlayacak ardımızdan; ağladıkça güzelleşecek anılar, o vakit kin ve nefret boynunu büküp gülümseyecek, yanaklarından tozlar dökülen bir tebessüm olacak, işte böylece hatıralar güzelleşecek ve kadim bir fotoğraf gibi bir köşeden sana bakacak.

Fakat benim içimde hâlâ fotoğraflar ağlar. Kıpırdamadan durur gözlerimin önünde. Bana bakan, benden bir parça olarak. Suretim kurumuş kalmış öksüz bir çerçevenin içinde. Ufalanıyor bakışlarım kuru bir gül gibi kendime bakarak. Kurumuş gözyaşları var hatıralarda, dokundukça diken gibi batıyor yüreğine değil mi? Vuslat bahçemiz çöl olmuş, kumlar tutuşmuş, güneş kül olup dökülmüş avuçlarımıza. Aldanma yalnızken güldüğüme; yalnızlar bir ağlarsa sel götürür kalabalıkları.

Ah bir bilsen! Sefer, kaç sefer içimden geçtin. Oysa hep gönlümde yaşıyordun. İşte seni yaşatayım derken, kendimi unuttum! Sen, kendin olarak yaşayamamak ne demek biliyor musun? Sürekli kendinden taviz vermek, damla damla “yok” olmak olduğunu nereden bileceksin. Çocukluğumdan taviz verdim, genç oldum, ondan da taviz verdim, gün geldi ve yaşlandım. Hayattan taviz verdikçe ölürsün; pes ettikçe ölürsün, tükenirsin, işte yine O’nda doğarsın! Çünkü var olan O’dur; var olmak istiyorsan asıl varlığına dön sevgili. Dön ki bekleyen gönüller şenlensin, umut yeniden dillensin. Kuşatsın o senin sıcak nefesin gibi gönlümüzü…

Şimdi gitmek istiyorsun, kaçıyorsun benden. Oysa ne kadar da sahiplenmişim, canımdan daha çok sevmiştim; sen, benim ölüm meleğimsin. Ondandır şu bahtiyarlığım. Ey güzel, sen hiç mesut ölü gördün mü? Gör işte, sen güzelsin ama ben asıl güzeli buldum; ondandır hep sefere hazır oluşum, ondandır en önde çarpışmam, kendimde değil sende yaşamam bundan ötürüdür. Sen de bu güzeli gör ki affedesin belki beni. Unutma ki hatıralarını da alırsan benden, sen de kalmazsın bende…

Bilemezsin, bilinmemesi gerekenleri. Bile bile sevemezsin ayrılığı. Oysa hicranın acısıdır kavuşma müjdesi. Kederler de uyanır bir gün mutlu günlere elbet. Bekle büyüsün içimizdeki kavuşma isteği ve yine yağmur yağıyor yüreğimizdeki yangına. Yağmurlar bile tutuşarak; buselere boğuyorlar dualarımızı. O kadar samimi ki niyazlarımız, kabul olunacaklarından amma da eminler. Nazlanıyor dualarımız nazın sahibine, bal dökülüyor sevgilinin diline…

İnsanlar kardeş, duygular da kardeş çünkü bir annenin gönlünde yaşar bütün yavrular. Büyüdükçe hayattan geriye kalan hatıralardır. Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi bakar gönül albümünden bize; üstelik kiraz kırmızı dudaklarına bulaşmış ve silmeyi unutmuş masum bir güzel gibi.

İşte senden bana eskimiş duygular, paslanmış gözyaşları, kederlerden nasırlaşmış bir kalp, senin kokunu ayırabilen bir burun, çehreni hiç unutmayan bir hafıza, cevapsız sorular, yaşanmamış günler, bir de fotoğrafın var ki gülkurusu gibi. Haslı içimde kinim kalmadı sana; çünkü bütün hatıralar bir gün toprağa gömülünce, bir kırmızı yanaklı gül olu verirler amma bir daha gün yüzü göremezler. Mezarlıklar hatıraların hatırda kaldığı sonsuz bir sukuttur… Sus, konuşma ki hatıralarımız ilelebet yaşasın, yaşasın fotoğraflarımız, acılarımız, sevinçlerimiz, umutlarımız, hayallerimiz, fikirlerimiz, biz yaşamayı, yaşamdan sonra öğrendik. Boş ver güzelim, gönlü engin olanların hayallerinde gemiler hiç batmadan yüzer. Yaşasın kurşun geçirmez hatıralarımız! Yaşasın yaşayamadıklarımız çünkü bir tek hatıralar güzelleşir zamanla…

Şenol Tombaş

14.06.2015 

—————————————
'Sitemizde yazılan tüm yazılar Bizimedebiyatimiz.com yazarlarına aittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.'

362 views

Bu yazı Deneme, Edebi Türler, Haber, Hatıra kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.