Şenol Tombaş,01.11.1975’de Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu. Liseyi “ Sosyal Bilimler” alanından bitirdi. Anadolu Üniversitesi Radyo ve TV. Prg. Okudu. Anadolu Radyo’da “Halk Edebiyatı” programını hazırlayıp sundu... [Devamı]

Şenol Tombaş hakkında

Şenol Tombaş,01.11.1975’de Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu. Liseyi “ Sosyal Bilimler” alanından bitirdi. Anadolu Üniversitesi Radyo ve TV. Prg. Okudu. Anadolu Radyo’da “Halk Edebiyatı” programını hazırlayıp sundu. Bir süre “Elif” dergisinde çalıştı. Bilge Kültür Sanat Yayınevi’nde editörlük yaptı. Yaklaşık on beş yıldır-yazı atölyelerinde-yazı türlerini inceleme ve teknik çalışmalarda bulundu. Bilhassa“öykü” merkezli çalışmalar yaptı. Yazar, Beyoğlu Belediyesi “Turabibaba Kütüphanesi’nde ve Kültür Bakanlığı’na bağlı “Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi”nde ve İSMEK’te,“ Yazarlık Atölyesi” hocalığı yapmaktadır. İki ayda bir yayınlanan; Halk Edebiyatı Dergisi’nin imtiyaz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni’dir. Yazarın, ilk öykü kitabı “ Bu Bahar Sonbahar” Çağrı Yayınları’ndan neşredilmiştir. Diğer kitapları: “Aynaya Yazılan Mektuplar”(hikâye) ve “Kibirli Güneş” (masal) “Halk Edebiyatı Dergisi Yayınları’ndan çıkmıştır. Ayrıca Tuna Yayınları’ndan neşredilmiş Osmanlı Tarihi üzerine de yazmış olduğu eserleri bulunmaktadır; sırasıyla: Safiye Sultan’ın Murad’ı(roman) Boğdurulan Şehzadeler(hikâye) Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Selim, Sultan II. Abdülhamid/ senoltombas@hotmail.com www.senoltombas.com www.halkedebiyatidergisi.com www.bizimedebiyatimiz.com

Millet Olabilmek

Millet Olabilmek

Edebiyat şüphesiz bütün düşünceleri değiştiren bir tılsımdır. Bu gücü çalışma neticesinde iyiler de elde edebilir, kötüler de. Nitekim dünya kurulduğundan beri iyilerle kötüler çatışır; fakat neyin iyi neyin, kötü olduğunu çoğu zaman “zaman” belirler; ama nesnel ve evrensel kötülükler değişmez. Lakin sebeplere bakılabilir. Onun için toplumda iyiliğe giden yolun önü açılmalı ve kötülüğe giden yolun ucu da sonuna kadar kapatılmalı. İyilik ya da kötülük sadece insanların vicdanına bırakılmamalı; çünkü o vakit işin içine görecelik girer ve nesnellik ortadan kalkar, bu da kaos demektir. Nitekim kanunların yeterince işlememesi de bu sonucu doğurur. Onun için iyilik birilerinin merhametine bırakılmamalı ve bireylerin refahı için kanunlarla teminat altına alınmalı. İyiliği öldüren insanlara çok ağır cezalar verilmeli; çünkü bu, toplumda güven kaybına neden olmaktadır. Birbirine güvenmeyen bir toplumdan millet olarak bahsetmek zordur. Yine birbirini sevmeyen insanların kardeş olduğunu da iddia edemeyiz.

Bugün maalesef büyükşehirlere sığmıyoruz ve sürekli mahrem alanımızın içerisinde taciz edildiğimizi hissediyoruz. Yaşam alanlarımız çok kısıtlı. İnsanlarımız elektrik yüklü ve otobüste bile, “Biraz ilerler misiniz ?”demek kavga nedeni. Nezaket anlamında yollarda birçok kaba saba hareketler görüyoruz. Toplum olarak bir aile olduğumuzu düşünürsek bu kadar çatışma ortamında nasıl bütünlüğe ulaşacağız?

Topraktan uzaklaşan insanın, insanlığından da uzaklaştığı ortadadır. Doğal ortamlarda birbirine zarar vermeyen hayvanlar, aynı ortama kapatıldıklarında birbirlerine zarar verdikleri aşikârdır. Buradan yola çıkararak çevre düzenlenmesini çok önemli buluyorum. İnsanların kendini özgür hissedeceği, toprakla hem hal olacağı alanlar olmalı. Beton bizi ayırdı; fakat toprak ile yine birleşmeliyiz.

Bir de toplumda birbirimizin çaresizliğinden beslenmek, yine toplumda sınıf farklılığını doğurmaktadır. Ezenler ve ezilenler. Kadim mesele…

Faiz haczi, haciz çaresizliği, çaresizlik ise yeniden faiz lobilerine köleliği ve toplumsal acizliği doğurmaktadır! Borcunu ödeyemeyen adamın çaresizliğinden faydalanmak -bu nasıl bir zulümdür-hem de bunu yasalarla, sadistçe uygulamak? Görüldüğü üzere bu, toplum olmanın önündeki en büyük engellerden biridir.

Bilinmeli ki FAİZİN haramlığına asıl sebep, zorluk ve darlık zamanında ödeyemediğinde kişinin borcu arttırılmasıdır. Borcunu ödeyemediği zaman icra koymak ve borçlunun malını ucuza satmak, onu zarara sokmaktır. Belki de FAİZİN asıl kaynağı ve musibeti burada aranmalıdır. İslam hukukuna göre cebri icra yanlış ve yasaktır. Borçlu zorda ise mühlet tanınmalı ve kolaylık sağlanmalıdır; bu hem insanlığın hem de kültürümüzün bir unsurudur. Borçlunun üstüne gitmek; boğazını sıkmak ve çaresiz bırakmak hangi vicdana sığar; ama cüzdana sığıyorsa onu bilemem. Fakat şunu biliyorum ki bir gün o cüzdan da tutuşur. Çok paraya sahip olmak, çok insan olduğumuz anlamına gelmez ya da tam tersi de olabilir. Borçlunun zorda ve sıkıntıda olduğu ise kendi beyanı ile zaten ortadadır; ayrıca bir toplumun birbirine itimadı olmalıdır.

Olması gereken kimliğimize bakınca şudur: Borcunu ödeyemeyen kimsenin mallarına el konulmaz, parası alınmaz, iş yapmasına mâni olunmaz, yalnızca borçlanma ehliyeti alınır. Borcunun makul ölçülerle ödemesi sağlanır. Bu durumdaki bir insanın çaresizliğinden faylarınsak, nasıl millet olacağız biz? Kaldı ki bugünün mağduru olan bu kişi, yarının zalimi olacaktır; çünkü uğradığı bu haksızlık onu acımasız, sadist biri yapacaktır ve de böylelikle canavara dönüşecektir. Böyle bakarsak bunların önüne tam manasıyla geçemesek de azaltırız. İyiye, doğruya gidenin önü açılmalı, yanlışın önü kapanmalı, aksi takdirde iyilik, dillerde bir efsane olarak kalır. Bu da iyiliği öldürür. İyiliğin ölmesi kıyametin kopması ve milletlerin yok olması demektir.

Millet olmanın yolu birbirimizi sevmemizden ve de aynı bayrağı evimizin çatısı yapmamızdan geçer. Yoksa yıllar geçer, yollar uzar, millete ulaşamayız.

Millet olmak birlik olmak için ille de sıkıştığımız anları beklemememiz gerekir. Her zaman fetih ruhumuzu canlı tutmamız gerektiği ortadadır. Bunun içinde sosyal dayanışmayı artırıp vurdumduymazlığı bir kenara bırakıp birimizin derdi hepimizin derdi olmalı. Yoksa birbirimizi duymayacaksak “İmdat! ”diye bağırmak neye yarar? Herkesin kendini düşündüğü bir yerde “biz ”den bahsedebilir miyiz? O vakit kim ne yapıyorsa ibadet aşkıyla yapmalı. Milleti ancak samimiyet kurtarır.

Aynı topraklar üzerinde yaşadığımızı dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek ile birbirimize kenetlendiğimizi unutmayalım. Bunu hatırladığımızda bizi kimse yıkamaz, yıkmaya çalışanlarında üzerine devriliriz.

Velhasıl edebiyat bana göre dünyanın vicdanıdır. Milletleri “millet” yapan kültürü, sanatı, medeniyete sağladığı katkıdır. Ürettiği değerlerdir. İnsanlar ölebilir; fakat milletler ürettiği eserlerle ilelebet anılırlar amma ürettiği kadarıyla yaşarlar.

Şenol Tombaş

—————————————
'Sitemizde yazılan tüm yazılar Bizimedebiyatimiz.com yazarlarına aittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.'

53 views

Bu yazı Deneme, Haber kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.